Sessiz Bir Hikâyenin Son Sayfası

Yıllardır kliniğimde aynı soruyla karşılaşırım: “Hocam, ben düne kadar gayet iyiydim. Niçin ben kalp krizi geçirdim?”. Bu soru bende her seferinde aynı duyguyu uyandırır; çünkü kalp krizi aslında bir günde olmaz; yıllarca süren sessiz bir hikâyenin son sayfasıdır.

İzin verin, bu hikâyeyi sizinle birlikte baştan okuyalım.

Kalbimiz Aslında Ne İster?

Kalp, gün boyu durmaksızın çalışan, yumruk büyüklüğünde bir kastır. Kendisi de bir organ olduğu için kendine kan ihtiyacı vardır. Bu kanı, yüzeyinde dolaşan ve “koroner arterler” adını verdiğimiz, parmağımızdan biraz daha ince damarlardan alır.

Kalp krizi dediğimiz şey, işte bu damarlardan birinin tıkanması ve kalp kasının bir bölümünün oksijensiz kalmasıdır. Damar açıkken, kalp kası mutludur. Damar tıkandığı anda, oksijensiz kalan o bölge dakikalar içinde ölmeye başlar. Bu yüzden tıpta bir sözümüz vardır: “Time is muscle” yani her geçen dakika kaybı, kalp kasında ölüm demektir.

Damarlar Nasıl Tıkanır? Sessiz Hikâye…

Damarlarımızın iç yüzeyi normalde pürüzsüz bir camın yüzeyine benzer. Yıllar içinde — özellikle yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, yüksek kan şekeri (insulin direnci veya gizli şeker dahil) ve sigara gibi etkenler nedeniyle — bu pürüzsüz yüzey çatlamaya başlar. Çatlağın içine LDL kolesterol (kötü kolesterol) sızar, oksitlenir ve damar duvarına bir tabaka halinde yapışır. Buna “ateroskleroz”, yani daha bilinen hali ile “damar sertleşmesi” diyoruz.

Önce küçük bir yağ lekesi gibidir. Sonra bir tepecik haline gelir. Yıllar içinde damarın içini daraltan bir plak oluşur. İşin püf noktası şudur: kalp krizi çoğu zaman damarın yavaşça daralmasıyla değil, bu plağın aniden çatlamasıyla olur. Plak çatlayınca üstünde pıhtı oluşur ve damarı dakikalar içinde tamamen tıkar.

Yani kalp krizi, yıllarca sessiz büyüyen bir bombanın patlama anıdır.

Niçin Bazılarına Olur, Bazılarına Olmaz?

Bu sorunun cevabı, tıbbın en güzel yanlarından biridir: çünkü cevabın büyük bir kısmı bizim elimizdedir. Kalp kirizi için risk faktörlerini iki sınıfa ayırırız.

Değiştiremeyeceklerimiz:

Yaş (erkeklerde 45, kadınlarda 55 üstü riskli dönem başlar)

Cinsiyet (erkeklerde risk erken yaşta başlar; kadınlarda ise menopoz sonrası risk hızla artar)

Aile öyküsü ve genetik yatkınlık

Değiştirebileceklerimiz — ki esas mesele budur:

Sigara — kalp krizinin tek başına en güçlü tetikçisidir.

Yüksek tansiyon (sessiz katil)

Yüksek LDL kolesterol

Şeker hastalığı (Diyabet)

Obezite — özellikle göbek çevresinde yağlanma

Hareketsiz yaşam

Stres, uykusuzluk ve düzensiz hayat

Bir hastam bana şöyle demişti: “Hocam, dedem 90 yaşına kadar sigara içip yaşadı.” Ben de hep aynı cevabı veririm: “Sevgili dostum, dedeniz şanslıydı; siz şansa güvenmek zorunda değilsiniz.”

Vücudunuz Size Sinyal Verir mi?

Evet, çoğu zaman verir — ama biz duymak istemeyiz. Yürürken nefes darlığı, merdiven çıkarken göğüste sıkışma, sol kola yayılan ağrı, soğuk terleme, mide bulantısı, çenede gerilme… Bunlar damarın “ben yoruldum, bana bak” dediği anlardır.

Lütfen şu cümleyi unutmayın:
“Geçer” demek, kalp için en tehlikeli kelimedir.

Göğsünüzde 15-20 dakikadan uzun süren bir baskı, sıkışma veya yanma hissediyorsanız; bu hisse soğuk ter, bulantı eşlik ediyor ise, ağrı kolunuza, çenenize veya sırtınıza yayılıyor ise, vakit kaybetmeden 112’yi arayın. Kendi aracınızla hastaneye gitmeye çalışmayın; çünkü ambulans yolda tedaviye başlar.

Bir kalp krizinde her geçen dakika, kurtarılabilecek kalp kasının bir parçasıdır. “Sabah doktora gideyim” cümlesi, maalesef pek çok insana çok pahalıya mal olmuştur.

Peki, Ne Yapmalıyız?

Burada size kitabi bir liste vermek yerine, kliniğimde her hastama söylediklerimi söyleyeyim:

Tansiyonunuzu, kolesterolünüzü ve kan şekerinizi bilin. Bilmediğiniz şeyi tedavi edemezsiniz!

Sigarayı bırakın. Bırakmaktan başka yolu yoktur. Bıraktığınız andan itibaren kalbiniz iyileşmeye başlar.

Tabağınızın yarısı sebze olsun. Akdeniz mutfağı, bilim tarafından kalbe en dost mutfak olarak ilan edilmiştir.

Haftada 150 dakika tempolu yürüyüş. Eczane raflarındaki hiçbir ilaç bu kadar etkili değildir.

Uykuya saygı duyun. 6 saatten az uyuyan kalp, sürekli mesai yapan bir işçi gibidir; er ya da geç yorulur.

Stresinize sahip çıkın. Hayatın hızı sizi yutmasın; nefes almayı unutmayın.

Kontrole gidin. 40 yaşından sonra yılda bir kez bir kardiyoloğa görünmek, hayatınızı kurtarabilir.

Son Söz

Kalp krizi, kader değildir. Ömrümüzün uzunluğunu belki bütünüyle kontrol edemeyiz, ama kalitesini büyük ölçüde kontrol edebiliriz. Biz hekimler olarak hastalanan kalbi onarmaya çalışırız; ama asıl sanat, hiç hastalanmamasını sağlamaktır.

Kalbinize iyi davranın. O size hiç ara vermeden hizmet ediyor — siz de ona biraz vakit ayırın.

Sağlık ve afiyetle kalın.

Yorum yok

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir